Asr Sûresi Işığında “Salih Amel”


Salih Amel
Salih Amel

İslâm’ın temel ve bâtınında iman, iz’an ve teslim; zâhirinde de itaat, inkıyat ve salih amel vardır.

Kur’ân, insanlığın kurtuluşu için gönderilen son ilâhî kitaptır. İnsanların bu dünyada mutlu bir hayat sürüp Âhiret’te de ebedî saadete erişebilmeleri için çeşitli ilkeler va’z etmiştir. İnsanı dünyevî ve uhrevî mutluluğa ulaştıran bu ilkeler, en kısa ve özlü hâliyle Asr Sûresi’nde formüle edilmiştir. Asr Sûresi Mekke’de nazil olmuştur. Sûre adını, ilk âyette geçen ve “zaman, çağ, ikindi vakti” gibi mânâlara gelen “asr” kelimesinden almıştır. Üç âyetten ibaret olan sûre, iman edip salih amel işleyenler dışında insanların tam bir hüsran ve haybet içinde olduklarını ifade etmektedir:

“Zamana yemin olsun ki, insan hüsrandadır. Ancak, iman edip salih amel işleyenler, bir de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.”(1)

Sûrede ifade edildiği üzere insanlık büyük bir ziyan ve hüsran içindedir. Ancak sağlam iman sahibi olup da imanını salih amellerle destekleyen, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden kimseler bu ziyan ve hüsrandan müstesnâdır.

İman, hiç şüphesiz insanın ebedî kurtuluşu için ilk şarttır. Zîrâ her şey imanla başladığı gibi yüce dinimiz İslâm da imanı herşeyden önde ve üstün tutar. Bu mânâda iman, kâinattaki en büyük hakikattir. Hakiki imana sahip olan bir insan, bütün kâinata meydan okuyabilir. İşte bu öneminden dolayı Kur’ân-ı Kerîm’in ilk inen âyetlerinin ekseriyetle inançla ve imanla ilgili prensipleri açıkladığını görmekteyiz. Mekke döneminde hüküm âyetlerinin çok az olduğu, hükümle ilgili âyetlerin genellikle Medine döneminde inmeye başladığı görülmektedir. İnançla ilgili prensipler açıklanıp da insanların kafaları yanlış, bâtıl ve hurafe inançlardan temizlendikten sonra Medine döneminde ibadet ve muâmelatla ilgili âyetler inmeye başlamıştır.

Salih Amel Nedir?
İnsanın kurtuluşunun ikinci şartı salih ameldir. Salih amel, günümüzde çoğu Müslüman’ın anladığı gibi sadece namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, haccetmek ve kurban kesmekten ibaret değildir. Bu zikredilenler, salih amelin sadece bir yanını teşkil eder ki, bunlara İslâm dininde ibadet denilmektedir.

Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve sahabe-i kirâm salih ameli daha geniş mânâda ele almışlar; Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, Kur’ân’ı tedebbür ederek okumak, doğru sözlü olmak, verilen sözde durmak, emanet ehli olmak, insanları affetmek, Allah’ın (celle celâluhu) verdiği nimetleri Allah yolunda harcamak, fakir ve yoksulları doyurmak, anne-babaya itaat etmek gibi amelleri de salih amellerden saymışlar ve bu konularda titiz davranmışlardır.

Salih amel, o kadar şümullü bir kavramdır ki, insanın bu dünyada yaptığı bütün amelleri kapsayabilir. Şâyet kişi yaptığı ameli, Allah rızasını gözeterek yaparsa; sabahleyin namaza kalkmak için erken uyuması, eşinin ağzına götürdüğü bir lokma, yolda giderken mümin kardeşine zarar vermesin diye bir çiviyi kaldırıp kenara bırakması, hattâ müminin mümin kardeşi ile karşılaştığında onu Allah rızası için sevdiğinden dolayı tebessüm etmesi dahi salih amel sayılmakta ve insanın sevap kazanmasına vesile olmaktadır.

Salih amel, İslâm âlimleri tarafından farklı şekillerde tarif edilmiştir. Bu tariflerden bazılarını şöyle ifade edebiliriz:

Salih amel, “Allah ve Resulünü tasdik etmek, emrettiklerini yapıp nehyettiklerinden kaçınmaktır.”(2),
Salih amel, “yapıldığında üzerine sevap terettüp eden tüm doğru amellerdir.”(3),
Salih amel, “kendisiyle Allah’ın rızası istenen her şeydir.”(4),
Salih amel, “akıl, Kitap ve Sünnet’teki emirler doğrultusunda yapılan her türlü iştir.”(5)

Ahmed Hamdi Akseki (ö.1951) de salih ameli “Akl-ı selimin insan fıtratı ve tabiatının reddetmediği birtakım hayırlı amellerdir ki, insanın kendi nefsine, ailesine, milletine ve bütün insanlara, hülasa hangi sınıftan olursa olsun, her insanın menfaatine olan şeylerle bağdaşan iyi, güzel işler ve davranışlardır.”(6) şeklinde tarif etmektedir.

Bir Amel, Nasıl Salih Olur?
Yapılan bir amelin salih amel olabilmesi için o amelde şu üç hususun bulunması gerekir:

1- Yapılan amel, sağlam bir iman ile yapılmalıdır.
2- Yapılan amel, Kitap ve Sünnet’e uygun olmalıdır.
3- Yapılan amel, ihlâsla yapılmalıdır.

Şimdi bu şartları sırasıyla kısaca açıklamak istiyoruz.

1- Sağlam Bir İman ile Yapılmalıdır
Zîrâ iman olmadan insanın yaptığı amellerin ahirette bir değeri yoktur. Kur’ân-ı Kerîm’i baştan sona incelediğimizde birçok âyette, iman ile salih amelin beraberce zikredilmekte olduğunu da görmekteyiz.

Yapılan amellerin Allah katında kabul edilip kişiyi ebedî kurtuluşa eriştirebilmesi için sağlam bir inanca dayanarak yapılması gerekir. Yani iman esasına bağlı olmadan yapılan amellere Yüce Allah hiçbir değer vermez. Kur’ân, iman temeline dayanmayan, iman mihverine bağlanmayan ve bu nizamdan kaynaklanmayan bütün davranışları/hareketleri yok sayar. Nitekim Yüce Allah, bu hususta şöyle buyurur: “Rablerini inkâr edenlerin durumu (şudur): Onların amelleri fırtınalı bir günde rüzgârın, şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler. İyiden iyiye sapıtma işte budur.”(7); “İnkâr edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder; nihâyet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanı başında da (inanmadığı, kendisinden sakınmadığı) Allah’ı bulmuştur; Allah ise, onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.”(8)

İman ve salih amel birlikte, Kur’ân-ı Kerîm’de tam 52 defa geçmektedir. Bu ifadeler âyetlerde genellikle “…inanan ve salih amel işleyenler” şeklinde geçer. Bazen de “iman” ve “salih amel” lafızları, “kim inanarak iyi olan işlerden yaparsa…”(9) veya “Erkek ve kadından her kim inanarak iyi işlerden bir iş yaparsa…”(10) şeklinde şartlı geçmektedir. Bu şartlı ifade tekil formatıyla yani; “kim salih amel işlerse”(11) veya “Kim de O’na iyi işler yapmış bir mü’min olarak gelirse, işte onlar için de yüksek dereceler vardır.”(12) şeklinde geçmektedir. Bir âyette de salih amel, şartın cevabı kısmında yer almakta ve şöyle buyrulmaktadır: “…Kim Rabb’ine kavuşmayı arzu ediyorsa iyi iş yapsın ve Rabb’ine (yaptığı) ibadete hiç kimseyi ortak etmesin.”(13)

Burada zikretmiş olduğumuz âyetlerde de açıkça görüldüğü üzere amel ile iman arasında çok yakın bir münasebet vardır. Kur’ân-ı Kerîm’in birçok âyetinde iman ile sahih amel birlikte zikredilmiş, müminler salih amel yapmaya teşvik edilerek, maddî-mânevî saadete ulaşmaları ısrarla istenmiştir. Çünkü zihindeki düşünce alanından eylem ve hareket alanına çıkamayan iman, meyvesiz bir ağaca benzer. Kalbde mevcut olan iman ışığının hiç sönmeden parlaması, giderek gücünü artırması salih amellerle mümkün olabilir. Ayrıca imanı üstün bir dereceye getirmek suretiyle olgunlaşmak ve böylece iman sahiplerine Allah’ın (celle celâluhu) vaat ettiği sonsuz nimetlere kavuşmak için de amel gereklidir. İnsan, inanılması gerekli şeyleri kalbiyle tasdik edip diliyle ikrar etmekle birlikte salih amel işlemeyi terk eder; Allah’ın yasaklarını çiğnerse, dine, Allah’a ve Peygamber’ine olan bağlılığı yavaş yavaş azalır. Hattâ günün birinde kalbindeki iman ışığı da sönüp gidebilir. O hâlde amel, hem imanı güçlendirmede büyük bir rol üstlenmekte hem de müminin Cehennem azabından kurtararak onun nimetlere ulaşmasına vesile olmaktadır. Zaten insanın Rabbine karşı kulluk görevini gerçek mânâda yerine getirmesi, ancak salih amellerle mümkün olur. O hâlde diyebiliriz ki, iman ve amel, et ve tırnak gibi birbirinden ayrılması imkânsız bir şekilde iç içedirler. Hakiki iman, insanı salih amel işlemeye sevk eder.

Acaba iman olmadan, salih amelin bir faydası olabilir mi?
Her şeyden önce şunu ifade edelim ki, iman olmadan yapılan amel salih olmadığından insanın kurtuluşuna da vesile olamaz. Zîrâ amel, imansız kabul edilmez. Salih amelin mutlaka dayanması gereken köklü bir dayanağı olması gerekir ki, bu da imandır. Nitekim Kuşeyrî’nin de kaydettiği gibi;(14) itikadî bir meselede işarî tefsirden daha çok kelâm veya ahkâmı da anlatan bir tefsir kaynak gösterilse çok güzel olur. “Erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi bir iş yaparsa…” âyetlerinde “inanmış olarak”(15) ifadesinin yer alması gösteriyor ki, iman olmadan salih amelin bir faydası olmamaktadır. Hatta bir amelin, salih olabilmesi için, imana bağlı olarak yapılması gerekir.

İmandan kaynaklanmayan bir amelin kabul edilmemesi kadar tabiî bir şey olamaz. Belli bir gaye ve belli bir düşünceden ortaya çıkan herhangi bir amel, ancak Allah katında iman sayesinde makbul olabilir. Zaten âyetler de, imanın, salih amelden önce gelmesinde, salih amelin imandan kaynaklandığına ve amelin kabul edilebilmesi için imanın şart olduğuna bir işaret vardır. Zîrâ iman, sahibini hayra ulaştırır, şerden korur ve salih amel imanla itibar kazanır.

Ayrıca altı çizilmesi gereken bir diğer husus da yapılan ibadetlerin, insanın iman ve takvası üzerinde büyük bir tesiri olduğu gerçeğidir. Bundan dolayıdır ki, ibadetsizlerin imanı cılız, takvası da sönük kalır. Son dönem Osmanlı âlimlerinden Ali İrfan, amelsiz imanı ışıksız fenere benzetir. Işık vermeyen bir fener faydasız olduğundan makbul değildir. Mü’minin değeri ve olgunluğu, onun dini prensipleri hayatında uygulaması ve amelleriyle orantılıdır.(16) Kısacası iman ve amel birbiriyle çok yakın bir münasebet içindedir. Bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerekir.

2- Kitap ve Sünnet’e Uygun Olmalıdır
İnsanın yaptığı amelin salih olabilmesi için ikinci şart; Kitap ve Sünnet’e uygun olması gerektiği hususudur. Zîrâ Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Buhari ve Müslim’in rivâyet etmiş oldukları bir hadîste şöyle buyurmaktadır: “Kim bizim emrimize uymayan bir iş yaparsa onun yaptığı o amel geçersizdir.”(17)

Hadîste de ifade edildiği gibi kişinin yaptığı amel, Allah (celle celâluhu) ve Resulü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) emrine uygun olması gerekir. Aksi takdirde yapılan amel bid’at olur ki, bid’at dinde kabul edilmediği gibi kişiye büyük bir sorumluluk getirir.

3- İhlâslı Olmalıdır
Yapılan amelin salih olmasının en önemli şartlarından birisi de ihlâstır. İhlâs sözlükte; “bir şeyi saf, temiz ve arıtılmış hale getirmek” mânâsına gelmektedir. Terim olarak ihlâs ise; “kalbin şirkten, riyadan ve her türlü Allah dışında kalan bütün bağlardan arındırmak, çıkar ve şöhret amacı gütmeden içten, riyasız, samimi sevgi ve bağlılık” demektir. Başka bir ifadeyle ihlâs, “Yapılan ibadet ve işlerde gösterişe yer vermemek, sırf Allah rızasını düşünerek, ona göre hareket etmektir.”

İnsanın yaptığı amel, sadece Allah rızası için olmalıdır. İnsanların beğenisi/gösteriş için yapılan ameller salih amel değildir. Nitekim Yüce Allah mealen, “De ki: Dinde ihlâslı olarak Allah’a ibadet etmem bana emrolundu.”(18), “De ki: Ben dinimde ihlâs ile ancak Allah’a ibadet ederim.”(19) buyurmaktadır.

Riya ve gösteriş için yapılan amel karşılığında insanın sevap beklentisi içinde olması çok yanlıştır. Çünkü riya ve gösteriş için yapılan ameli Allah asla kabul etmez. Riya ve gösteriş, yapılan ameli ateşin odunu yakıp kül ettiği gibi yakıp bitirir ve o ameli salih olmaktan çıkarır ve sevapsız hale getirir.

Salih Amelin Vaad Ettikleri
1. Kişiye dünya ve Âhiret saadeti sağlar. Nitekim Yüce Allah (celle celâluhu) bu hususta mealen şöyle buyurmaktadır: “Erkek veya kadın, mümin olarak kim salih amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.”(20)
2. Dualara icabet edilmesine ve başa gelecek bela ve sıkıntılardan kurtulmaya vesile olur.(21)
3. Allah (celle celâluhu), salih amel işleyen mümin kullarına yardımını vaad etmiştir.(22)
4. Salih amel, Âhiret’te Allah’ın rızasına kavuşmaya ve Cennet’e girmeye vesile olur. Yüce Allah, mealen “İman edip de salih amel işleyenlere gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.”(23) buyurmak suretiyle salih amel işleyen kullarını kendisi sevdiği ve rızasına nail kıldığı gibi diğer insanların da o kişiyi sevmesini sağlar. Ayrıca salih amel, kişinin cennete girmesine vesile olur. Nitekim bu hususta Yüce Allah (celle celâluhu) mealen; “İman edip salih amel yapanlara ne mutlu! Varılacak güzel yurt da onlar içindir.”(24) buyurmaktadır.
5. Salih amel işleyenlere güzel bir ecir ve sevap vaat edilmiştir. Yüce Allah, salih amel işleyen müminlere güzel mükâfatlar hazırladığını mealen şöyle müjdelemektedir: “Onu (Kur’ân’ı) dosdoğru (bir kitap) olarak indirdi ki, katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları) uyarsın ve salih amel işleyen müminlere de, kendileri için güzel mükâfat bulunduğunu müjdelesin.”(25)
6. Salih amel, kişinin cennetteki derecelerinin yükselmesine vesile olur. “Kim izzet ve şeref istiyorsa, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır. O’na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah’a amel-i salih ulaştırır.”(26)

Netice
İnsanın dünya ve Âhiret saadetini hedefleyen Kur’ân-ı Kerîm, insanın mutluluk içinde yaşayıp Âhiret’te de mutlu sona erebilmesi için çeşitli prensipler getirmiştir. Yüce Allah (celle celâluhu) insanın kurtuluş ilkelerini Asr Sûresi’nde âdeta formüle etmiştir. İşte Kur’ân’a göre kurtuluş ilkeleri; iman etmek, salih amel işlemek, hakkı ve sabrı tavsiye etmektir.

İman, insanın hayat boyunca yaptığı amellere bir mânâ ve değer kazandıran yegâne âmildir. İnanan insan, yaptığı işlerden dolayı bir gün Allah’a hesap vereceği kaygı ve disiplini içinde, yaptıklarının Allah’ın emirlerine uygun olmasına dikkat eder. Bütün amellerini yüce bir gaye için yapar ki, o da Allah rızasıdır. Allah rızası olmadan riya ve gösteriş için yapılan amellerin Allah (celle celâluhu) nezdinde hiçbir değeri yoktur. Bilakis riya için yapılan ameller, sahibine ağır bir sorumluluk getirir.

Salih amel, insanın Allah’ın (celle celâluhu) sevgi ve rızasına nail olarak Cennet’e girmesine vesile olur. Ne mutlu bu kısacık hayatı salih amellerle süsleyip Rabb’inin rızasına erenlere!

DİPNOTLAR:
1) Asr Suresi, 103/1-3.
2) Et-Taberî, Camiu’l-Beyan An Te’vili Ayi’l-Kur’ân, Mısır, 195, XXIV, 93.
3) El-Kasımî, Mehasinu’t-Te’vil, Mısır, 1957, II, 81.
4) Ebu Hayyan, el-Bahru’l-Muhit, Riyad, trs., I, 111.
5) Zemahşerî, el-Keşşaf an Hakaiki’t-Tenzil, Beyrut, trs, I, 51.
6) Akseki, Ahmed Hamdi, Ahlâk İlmi ve İslâm Ahlâkı, (sad. Ali Aslan Aydın), Ankara, trs, s.18.
7) İbrahim, 14/18.
8) Nur, 24/39.
9) Tâhâ, 20/112; Enbiyâ, 21/94.
10) Nisâ, 4/124.
11) Nahl, 16/97; Mü’min, 40/40.
12) Tâhâ, 20/75.
13) Kehf, 18/110.
14) El-Kuşeyrî, Ebu’l-Kâsım AbdülKerîm İbn Hevâzin, Letâifu’l-İşârât, Kâhire, 1971, II, 319.
15) Nahl, 16/97; Mü’min, 40/40.
16) İrfan, Ali, Eğribozî, Mufassal Ahlak-ı Medenî, İstanbul, 1327, s. 60, 204; Erdem, Hüsamettin, Son Devir Osmanlı Düşüncesinde Ahlâk, Sebat Ofset Matbaacılık, Konya, 1996, s.182.
17) Buhari, İ’tisam, 5, Buyu, 60, Sulh, 5; Müslim, Akdiye, 18; Ebu Davud, Sünnet, 6.
18) Beyyine, 98/5
19) Zümer, 39/11.
20) Nahl, 16/97.
21) Bakra, 2/214.
22) Nûr, 24/55.
23) Meryem, 19/96.
24) Ra’d, 13/29.
25) Kehf, 18/2.
26) Fatır, 35/10.

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
8
Beğen
Mutlu Mutlu
3
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
1
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
2
Olamaz
Kızgın Kızgın
1
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim