Asr Suresi Işığında Salih Amel

9 dk okuma süresi


4
8 Paylaşım, 4 puan
Salih Amel Nedir?
Salih Amel Nedir?

İslam’ın temel ve batınında iman, iz’an ve teslim; zahirinde de itaat, inkıyat ve salih amel vardır.

Kur’an, insanlığın kurtuluşu için gönderilen son ilahi kitaptır. İnsanların bu dünyada mutlu bir hayat sürüp Ahiret’te de ebedi saadete erişebilmeleri için çeşitli ilkeler va’z etmiştir. İnsanı dünyevi ve uhrevi mutluluğa ulaştıran bu ilkeler, en kısa ve özlü haliyle Asr Suresi’nde formüle edilmiştir. Asr Suresi Mekke’de nazil olmuştur. Sure adını, ilk ayette geçen ve “zaman, çağ, ikindi vakti” gibi manalara gelen “asr” kelimesinden almıştır. Üç ayetten ibaret olan sure, iman edip salih amel işleyenler dışında insanların tam bir hüsran ve heybet içinde olduklarını ifade etmektedir:

“Zamana yemin olsun ki, insan hüsrandadır. Ancak, iman edip salih amel işleyenler, bir de birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.”(1)

Surede ifade edildiği üzere insanlık büyük bir ziyan ve hüsran içindedir. Ancak sağlam iman sahibi olup da imanını salih amellerle destekleyen, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden kimseler bu ziyan ve hüsrandan müstesnadır.

İman, hiç şüphesiz insanın ebedi kurtuluşu için ilk şarttır. Zira her şey imanla başladığı gibi yüce dinimiz İslam da imanı her şeyden önde ve üstün tutar. Bu manada iman, kainattaki en büyük hakikattir. Hakiki imana sahip olan bir insan, bütün kainata meydan okuyabilir. İşte bu öneminden dolayı Kur’an-ı Kerim’in ilk inen ayetlerinin ekseriyetle inançla ve imanla ilgili prensipleri açıkladığını görmekteyiz. Mekke döneminde hüküm ayetlerinin çok az olduğu, hükümle ilgili ayetlerin genellikle Medine döneminde inmeye başladığı görülmektedir. İnançla ilgili prensipler açıklanıp da insanların kafaları yanlış, batıl ve hurafe inançlardan temizlendikten sonra Medine döneminde ibadet ve muamelatla ilgili ayetler inmeye başlamıştır.

Salih Amel Nedir?

İnsanın kurtuluşunun ikinci şartı salih ameldir. Salih amel, günümüzde çoğu Müslüman’ın anladığı gibi sadece namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, haccetmek ve kurban kesmekten ibaret değildir. Bu zikredilenler, salih amelin sadece bir yanını teşkil eder ki, bunlara İslam dininde ibadet denilmektedir.

Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve sahabe-i kiram salih ameli daha geniş manada ele almışlar; Allah için sevmek, Allah için buğzetmek, Kur’an’ı tedebbür ederek okumak, doğru sözlü olmak, verilen sözde durmak, emanet ehli olmak, insanları affetmek, Allah’ın (celle celaluhu) verdiği nimetleri Allah yolunda harcamak, fakir ve yoksulları doyurmak, anne-babaya itaat etmek gibi amelleri de salih amellerden saymışlar ve bu konularda titiz davranmışlardır.

Salih amel, o kadar şümullü bir kavramdır ki, insanın bu dünyada yaptığı bütün amelleri kapsayabilir. Şayet kişi yaptığı ameli, Allah rızasını gözeterek yaparsa; sabahleyin namaza kalkmak için erken uyuması, eşinin ağzına götürdüğü bir lokma, yolda giderken mümin kardeşine zarar vermesin diye bir çiviyi kaldırıp kenara bırakması, hatta müminin mümin kardeşi ile karşılaştığında onu Allah rızası için sevdiğinden dolayı tebessüm etmesi dahi salih amel sayılmakta ve insanın sevap kazanmasına vesile olmaktadır.

Salih amel, İslam alimleri tarafından farklı şekillerde tarif edilmiştir. Bu tariflerden bazılarını şöyle ifade edebiliriz:

  • Salih amel, “Allah ve Resulünü tasdik etmek, emrettiklerini yapıp nehyettiklerinden kaçınmaktır.”(2),
  • Salih amel, “yapıldığında üzerine sevap terettüp eden tüm doğru amellerdir.”(3),
  • Salih amel, “kendisiyle Allah’ın rızası istenen her şeydir.”(4),
  • Salih amel, “akıl, Kitap ve Sünnet’teki emirler doğrultusunda yapılan her türlü iştir.”(5)

Ahmed Hamdi Akseki (ö.1951) de salih ameli “Akl-ı selimin insan fıtratı ve tabiatının reddetmediği birtakım hayırlı amellerdir ki, insanın kendi nefsine, ailesine, milletine ve bütün insanlara, hülasa hangi sınıftan olursa olsun, her insanın menfaatine olan şeylerle bağdaşan iyi, güzel işler ve davranışlardır.”(6) şeklinde tarif etmektedir.

Bir Amel, Nasıl Salih Olur?

Yapılan bir amelin salih amel olabilmesi için o amelde şu üç hususun bulunması gerekir:

  1. Yapılan amel, sağlam bir iman ile yapılmalıdır.
  2. Yapılan amel, Kitap ve Sünnet’e uygun olmalıdır.
  3. Yapılan amel, ihlasla yapılmalıdır.

Şimdi bu şartları sırasıyla kısaca açıklamak istiyoruz.

1. Sağlam Bir İman ile Yapılmalıdır

Zira iman olmadan insanın yaptığı amellerin ahirette bir değeri yoktur. Kur’anı Kerim’i baştan sona incelediğimizde birçok ayette, iman ile salih amelin beraberce zikredilmekte olduğunu da görmekteyiz.

Yapılan amellerin Allah katında kabul edilip kişiyi ebedi kurtuluşa eriştirebilmesi için sağlam bir inanca dayanarak yapılması gerekir. Yani iman esasına bağlı olmadan yapılan amellere Yüce Allah hiçbir değer vermez. Kur’an, iman temeline dayanmayan, iman mihverine bağlanmayan ve bu nizamdan kaynaklanmayan bütün davranışları/hareketleri yok sayar. Nitekim Yüce Allah, bu hususta şöyle buyurur: “Rablerini inkar edenlerin durumu (şudur): Onların amelleri fırtınalı bir günde rüzgarın, şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler. İyiden iyiye sapıtma işte budur.”(7); “İnkar edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder; nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanı başında da (inanmadığı, kendisinden sakınmadığı) Allah’ı bulmuştur; Allah ise, onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.”(8)

İman ve salih amel birlikte, Kur’anı Kerim’de tam 52 defa geçmektedir. Bu ifadeler ayetlerde genellikle “…inanan ve salih amel işleyenler” şeklinde geçer. Bazen de “iman” ve “salih amel” lafızları, “kim inanarak iyi olan işlerden yaparsa…”(9) veya “Erkek ve kadından her kim inanarak iyi işlerden bir iş yaparsa…”(10) şeklinde şartlı geçmektedir. Bu şartlı ifade tekil formatıyla yani; “kim salih amel işlerse”(11) veya “Kim de O’na iyi işler yapmış bir mü’min olarak gelirse, işte onlar için de yüksek dereceler vardır.”(12) şeklinde geçmektedir. Bir ayette de salih amel, şartın cevabı kısmında yer almakta ve şöyle buyrulmaktadır: “…Kim Rabb’ine kavuşmayı arzu ediyorsa iyi iş yapsın ve Rabb’ine (yaptığı) ibadete hiç kimseyi ortak etmesin.”(13)

Burada zikretmiş olduğumuz ayetlerde de açıkça görüldüğü üzere amel ile iman arasında çok yakın bir münasebet vardır. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde iman ile sahih amel birlikte zikredilmiş, müminler salih amel yapmaya teşvik edilerek, maddi-manevi saadete ulaşmaları ısrarla istenmiştir. Çünkü zihindeki düşünce alanından eylem ve hareket alanına çıkamayan iman, meyvesiz bir ağaca benzer. Kalpte mevcut olan iman ışığının hiç sönmeden parlaması, giderek gücünü artırması salih amellerle mümkün olabilir. Ayrıca imanı üstün bir dereceye getirmek suretiyle olgunlaşmak ve böylece iman sahiplerine Allah’ın (celle celaluhu) vaat ettiği sonsuz nimetlere kavuşmak için de amel gereklidir. İnsan, inanılması gerekli şeyleri kalbiyle tasdik edip diliyle ikrar etmekle birlikte salih amel işlemeyi terk eder; Allah’ın yasaklarını çiğnerse, dine, Allah’a ve Peygamber’ine olan bağlılığı yavaş yavaş azalır. Hatta günün birinde kalbindeki iman ışığı da sönüp gidebilir. O halde amel, hem imanı güçlendirmede büyük bir rol üstlenmekte hem de müminin Cehennem azabından kurtararak onun nimetlere ulaşmasına vesile olmaktadır. Zaten insanın Rabbine karşı kulluk görevini gerçek manada yerine getirmesi, ancak salih amellerle mümkün olur. O halde diyebiliriz ki, iman ve amel, et ve tırnak gibi birbirinden ayrılması imkansız bir şekilde iç içedirler. Hakiki iman, insanı salih amel işlemeye sevk eder.

Acaba iman olmadan, salih amelin bir faydası olabilir mi?

Her şeyden önce şunu ifade edelim ki, iman olmadan yapılan amel salih olmadığından insanın kurtuluşuna da vesile olamaz. Zira amel, imansız kabul edilmez. Salih amelin mutlaka dayanması gereken köklü bir dayanağı olması gerekir ki, bu da imandır. Nitekim Kuşeyri’nin de kaydettiği gibi;(14) itikadi bir meselede işari tefsirden daha çok kelam veya ahkâmı da anlatan bir tefsir kaynak gösterilse çok güzel olur. “Erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi bir iş yaparsa…” ayetlerinde “inanmış olarak”(15) ifadesinin yer alması gösteriyor ki, iman olmadan salih amelin bir faydası olmamaktadır. Hatta bir amelin, salih olabilmesi için, imana bağlı olarak yapılması gerekir.

İmandan kaynaklanmayan bir amelin kabul edilmemesi kadar tabii bir şey olamaz. Belli bir gaye ve belli bir düşünceden ortaya çıkan herhangi bir amel, ancak Allah katında iman sayesinde makbul olabilir. Zaten ayetler de, imanın, salih amelden önce gelmesinde, salih amelin imandan kaynaklandığına ve amelin kabul edilebilmesi için imanın şart olduğuna bir işaret vardır. Zira iman, sahibini hayra ulaştırır, şerden korur ve salih amel imanla itibar kazanır.

Ayrıca altı çizilmesi gereken bir diğer husus da yapılan ibadetlerin, insanın iman ve takvası üzerinde büyük bir tesiri olduğu gerçeğidir. Bundan dolayıdır ki, ibadetsizlerin imanı cılız, takvası da sönük kalır. Son dönem Osmanlı alimlerinden Ali İrfan, amelsiz imanı ışıksız fenere benzetir. Işık vermeyen bir fener faydasız olduğundan makbul değildir. Mü’minin değeri ve olgunluğu, onun dini prensipleri hayatında uygulaması ve amelleriyle orantılıdır.(16) Kısacası iman ve amel birbiriyle çok yakın bir münasebet içindedir. Bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerekir.

2. Kitap ve Sünnet’e Uygun Olmalıdır

İnsanın yaptığı amelin salih olabilmesi için ikinci şart; Kitap ve Sünnet’e uygun olması gerektiği hususudur. Zira Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Buhari ve Müslim’in rivayet etmiş oldukları bir hadiste şöyle buyurmaktadır: “Kim bizim emrimize uymayan bir iş yaparsa onun yaptığı o amel geçersizdir.”(17)

Hadiste de ifade edildiği gibi kişinin yaptığı amel, Allah (celle celaluhu) ve Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) emrine uygun olması gerekir. Aksi takdirde yapılan amel bid’at olur ki, bid’at dinde kabul edilmediği gibi kişiye büyük bir sorumluluk getirir.

3. İhlaslı Olmalıdır

Yapılan amelin salih olmasının en önemli şartlarından birisi de ihlastır. İhlas sözlükte; “bir şeyi saf, temiz ve arıtılmış hale getirmek” manasına gelmektedir. Terim olarak ihlas ise; “kalbin şirkten, riyadan ve her türlü Allah dışında kalan bütün bağlardan arındırmak, çıkar ve şöhret amacı gütmeden içten, riyasız, samimi sevgi ve bağlılık” demektir. Başka bir ifadeyle ihlas, “Yapılan ibadet ve işlerde gösterişe yer vermemek, sırf Allah rızasını düşünerek, ona göre hareket etmektir.”

İnsanın yaptığı amel, sadece Allah rızası için olmalıdır. İnsanların beğenisi/gösteriş için yapılan ameller salih amel değildir. Nitekim Yüce Allah mealen, “De ki: Dinde ihlaslı olarak Allah’a ibadet etmem bana emrolundu.”(18), “De ki: Ben dinimde ihlas ile ancak Allah’a ibadet ederim.”(19) buyurmaktadır.

Riya ve gösteriş için yapılan amel karşılığında insanın sevap beklentisi içinde olması çok yanlıştır. Çünkü riya ve gösteriş için yapılan ameli Allah asla kabul etmez. Riya ve gösteriş, yapılan ameli ateşin odunu yakıp kül ettiği gibi yakıp bitirir ve o ameli salih olmaktan çıkarır ve sevapsız hale getirir.

Salih Amelin Vaad Ettikleri

  1. Kişiye dünya ve Ahiret saadeti sağlar. Nitekim Yüce Allah (celle celaluhu) bu hususta mealen şöyle buyurmaktadır: “Erkek veya kadın, mümin olarak kim salih amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve mükafatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.”(20)
  2. Dualara icabet edilmesine ve başa gelecek bela ve sıkıntılardan kurtulmaya vesile olur.(21)
  3. Allah (celle celaluhu), salih amel işleyen mümin kullarına yardımını vaad etmiştir.(22)
  4. Salih amel, Ahiret’te Allah’ın rızasına kavuşmaya ve Cennet’e girmeye vesile olur. Yüce Allah, mealen “İman edip de salih amel işleyenlere gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.”(23) buyurmak suretiyle salih amel işleyen kullarını kendisi sevdiği ve rızasına nail kıldığı gibi diğer insanların da o kişiyi sevmesini sağlar. Ayrıca salih amel, kişinin cennete girmesine vesile olur. Nitekim bu hususta Yüce Allah (celle celaluhu) mealen; “İman edip salih amel yapanlara ne mutlu! Varılacak güzel yurt da onlar içindir.”(24) buyurmaktadır.
  5. Salih amel işleyenlere güzel bir ecir ve sevap vaat edilmiştir. Yüce Allah, salih amel işleyen müminlere güzel mükafatlar hazırladığını mealen şöyle müjdelemektedir: “Onu (Kur’an’ı) dosdoğru (bir kitap) olarak indirdi ki, katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları) uyarsın ve salih amel işleyen müminlere de, kendileri için güzel mükafat bulunduğunu müjdelesin.”(25)
  6. Salih amel, kişinin cennetteki derecelerinin yükselmesine vesile olur. “Kim izzet ve şeref istiyorsa, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır. O’na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah’a amel-i salih ulaştırır.”(26)

Netice

İnsanın dünya ve Ahiret saadetini hedefleyen Kur’an-ı Kerim, insanın mutluluk içinde yaşayıp Ahiret’te de mutlu sona erebilmesi için çeşitli prensipler getirmiştir. Yüce Allah (celle celaluhu) insanın kurtuluş ilkelerini Asr Suresi’nde adeta formüle etmiştir. İşte Kur’an’a göre kurtuluş ilkeleri; iman etmek, salih amel işlemek, hakkı ve sabrı tavsiye etmektir.

İman, insanın hayat boyunca yaptığı amellere bir mana ve değer kazandıran yegane amildir. İnanan insan, yaptığı işlerden dolayı bir gün Allah’a hesap vereceği kaygı ve disiplini içinde, yaptıklarının Allah’ın emirlerine uygun olmasına dikkat eder. Bütün amellerini yüce bir gaye için yapar ki, o da Allah rızasıdır. Allah rızası olmadan riya ve gösteriş için yapılan amellerin Allah (celle celaluhu) nezdinde hiçbir değeri yoktur. Bilakis riya için yapılan ameller, sahibine ağır bir sorumluluk getirir.

Salih amel, insanın Allah’ın (celle celaluhu) sevgi ve rızasına nail olarak Cennet’e girmesine vesile olur. Ne mutlu bu kısacık hayatı salih amellerle süsleyip Rabb’inin rızasına erenlere!

DİPNOTLAR:
1) Asr Suresi, 103/1-3.
2) Et-Taberi, Camiu’l-Beyan An Te’vili Ayi’l-Kur’an, Mısır, 195, XXIV, 93.
3) El-Kasımi, Mehasinu’t-Te’vil, Mısır, 1957, II, 81.
4) Ebu Hayyan, el-Bahru’l-Muhit, Riyad, trs., I, 111.
5) Zemahşeri, el-Keşşaf an Hakaiki’t-Tenzil, Beyrut, trs, I, 51.
6) Akseki, Ahmed Hamdi, Ahlak İlmi ve İslam Ahlakı, (sad. Ali Aslan Aydın), Ankara, trs, s.18.
7) İbrahim, 14/18.
8) Nur, 24/39.
9) Taha, 20/112; Enbiya, 21/94.
10) Nisa, 4/124.
11) Nahl, 16/97; Mü’min, 40/40.
12) Taha, 20/75.
13) Kehf, 18/110.
14) El-Kuşeyri, Ebu’l-Kasım AbdülKerîm İbn Hevazin, Letaifu’l-İşarat, Kahire, 1971, II, 319.
15) Nahl, 16/97; Mü’min, 40/40.
16) İrfan, Ali, Eğribozi, Mufassal Ahlak-ı Medeni, İstanbul, 1327, s. 60, 204; Erdem, Hüsamettin, Son Devir Osmanlı Düşüncesinde Ahlak, Sebat Ofset Matbaacılık, Konya, 1996, s.182.
17) Buhari, İ’tisam, 5, Buyu, 60, Sulh, 5; Müslim, Akdiye, 18; Ebu Davud, Sünnet, 6.
18) Beyyine, 98/5
19) Zümer, 39/11.
20) Nahl, 16/97.
21) Bakra, 2/214.
22) Nur, 24/55.
23) Meryem, 19/96.
24) Ra’d, 13/29.
25) Kehf, 18/2.
26) Fatır, 35/10.


Nasıl Tepki Verirdiniz?

Beğen Beğen
9
Beğen
Mutlu Mutlu
4
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
1
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
2
Olamaz
Kızgın Kızgın
1
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç

dergiCE üyeleri ne diyor?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir