1. Anasayfa
  2. Eğlence
  3. Sinema

Türk Sinemasının Dünden Bugüne Tarihsel Gelişimi


Sinema, sadece bir eğlence aracı değil, toplumun ulusal bilinç kazanması ve modernleşebilmesi için en gerekli sanat dallarından birisidir. Türkiye sinemasının tohumları II. Abdülhamit döneminde atılmaya başlanmış ve atılan bu adımlar Cumhuriyetin kuruluşuyla kültürel mirasa dönüşmüştür. Atatürk sinema için dönemin en etkili araçlarından biri olduğunu söylemiş, sinemanın gelişimini hep teşvik etmiştir. Bunun için de birçok yabancı sinemacıları Türkiye’ye davet edip eğitim vermeleri konusunda ilk adımları atmıştır. Bu adımlardan sonra gelişecek olan sinema sektörü, Yeşilçam’la beraber büyük bir yükselişe geçmiştir. Daha sonraki yıllarda Türk sineması uluslararası sinema sektöründe kendisini göstererek birçok ödüllere de sahip olmuştur. Şimdi, Türk sinemasının yıllar içindeki değişimi dünden bugüne olan tarihsel gelişimi nasıl olmuş gelin birlikte göz atalım.

1. Doğuşu ve İlk Yılları

Türk Sinemasının Dünden Bugüne Tarihsel Gelişimi

Sinema, 1895 yıllarında Osmanlı topraklarına girmiş ve ilk film gösterisi Fransız iki kardeş tarafından Beyoğlu’nda gerçekleştirilmişti. Halka açık gösterimler başlangıçta azınlıkların yaşadığı çevrelerde sınırlı kalmış ve bu dönemde ağırlıklı olarak Batı sinemasına ait filmler gösterilmişti. Ancak zamanla bu gösterimler belirli bölgelerde sabit kalmayıp İstanbul’un diğer semtlerine de yayıldı. Böylece şehirde ilk sinema salonları açılmaya başlamıştır. Türkiye’de çekilen ilk film kesin olarak bilinmemekle beraber Birinci Dünya Savaşı sırasında kaydedilen Ayastefanos Abidesi’nin Yıkılışı genellikle ilk Türk filmi olarak kabul edilir. Aynı zamanda 1905 yılında görüntülenen Yün Eğiren Kadınlar filmi de ilk yerli yapımlardan biri olarak değerlendirilmektedir. 1910 yılına gelindiğinde İstanbul’da ilk millî sinemanın kurulmasıyla birlikte, film gösterimlerine yoğun bir seyirci ilgisi oluşmaya başlamıştır. Bu erken dönem kayıt altına alınan görüntüler, Türkiye’de sinemanın gelişmesinin öncüsü olarak yerli film üretiminin de temellerini atmıştır.

2. Tiyatrocuların Sineması

Türk Sinemasının Dünden Bugüne Tarihsel Gelişimi

Türk Sinemasının kurumsallaşması, Enver Paşa’nın 1915’te Merkez Ordu Sinema Dairesini kurmasıyla başlamıştı. Alman ordularının sinemayı propaganda aracı olarak kullanmasından etkilenen Enver Paşa aynı şeyin Türk ordusu içinde yapılabileceğini düşünüyordu. Burada amaç savaş esnasındaki olayları, cepheyi kaydedip belgelemek ve bunu halka göstermekti. İlerleyen dönemlerde Cumhuriyetin de ilanı ile birlikte sinema, modernleşmek için önemli sanat araçlarından birisi olarak görülmüştür. Sinema tekeli, o dönemde yurt dışı deneyimleriyle ülkeye sesli film teknolojisini getiren Muhsin Ertuğrul’un elinde olmuştur. Ertuğrul 1928 yılında kurmuş olduğu İpek Film yapım şirketi ile 1931 yılında ilk sesli film olan İstanbul Sokaklarında’yı çekmiştir. Bu zamanda oyuncuların geneli tiyatrodan çıktığı için döneme tiyatrocuların sineması adı verilmiştir. Kadınların da yavaş yavaş sosyal hayatta rol almasıyla birlikte ilk kadın oyuncuların sahneye çıktığı da kayıtlara geçmiştir. Artık kadınlar için de yeni bir dönem başlamış Afife Jale, ilk Türk Müslüman kadın oyuncu olarak sahnede yer almıştır.

3. Melodramın Yükselişi

Türk Sinemasının Dünden Bugüne Tarihsel Gelişimi

Dünden bugüne geldiğimizde 1950’ler, Türk sinemasının gelişimi açısından tarihsel dönüm noktasıdır. Tiyatrocuların çağı yavaş yavaş sonlanarak, Faruk Genç gibi yurt dışında eğitim alan yönetmenler yeni dönem filmler yapmaya başlamışlardı. Bu dönemde çekilen Taş Parçası filmi üç boyutlu çekilerek gerçekçi mekanlar inşa edildi ki bu da tiyatrocuların döneminden tamamen farklıydı. Vurun Kahpeye filmi ile de tiyatro dili kalkmış daha sanatsal sinema üslubu oluşmaya başlamıştır. Ömer Lütfi Akad, Metin Erksan gibi yönetmenlerle sinemanın teknik yapısı değişmiş, kameranın duyguyu izleyiciye aktarma biçimi oyuncuların performanslarından daha önemli hale gelmiştir. Özellikle köyden kente olan göçlerle beraber halkın şehre olan adaptasyon sorunları artarken aynı zamanda sinema yeni bir izleyici kitlesi de kazanmış oldu. Oyuncular sinemada kentsel yaşamda kaybolan insanları, imkânsız aşkları ve sınıf çatışmalarını duygusal bir dille anlatarak melodram türünde birçok filme imza atmışlardır.

4. Yeşilçam’ın Kuruluşu

Türk Sinemasının Dünden Bugüne Tarihsel Gelişimi

İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bulunan Yeşilçam Sokağı, uzun yıllar boyunca birçok film yapımcısının ve artistin uğrak noktası olmuştur. 1960’lara gelindiğinde ise Beyoğlu’nda kurulan Saner Film, Erler Film gibi şirketler, Türkiye’nin artan film talebini karşılamak amacıyla seri üretime geçerek yeni bir film ticareti döneminin kapısını araladı. Bu yoğunluğun başlangıcında, Metin Erksan’ın 1960’ta çektiği Gecelerin Ötesi filmi, sinemasal anlatımı ve derinliğiyle Yeşilçam’ın sanatsal dönüşümünün ilk işaretlerini vermişti. Yeşilçam, filmlerin daha çok izlenmesi ve geniş kitlelerce tanınması adına yıldız sistemini geliştirmişti. Yıldız sistemine göre Türkan Şoray, Ayhan Işık, Cüneyt Arkın ve Filiz Akın gibi oyuncuları pek çok yapımda buluşturarak bu sistemi kurumsal bir yapıya dönüştürmüştü. Bu dönemde mizah ve komedi unsurlarının da önemi artmış, özellikle Kemal Sunal, Adile Naşit ve Şener Şen’in bir arada yer aldığı Hababam Sınıfı serisi, Yeşilçam döneminin en unutulmaz ve en başarılı filmleri arasında yerini almıştı.

5. Siyasetin Gölgesinde Sinema

Türk Sinemasının Dünden Bugüne Tarihsel Gelişimi

70’li yıllar Türkiye için çalkantılarla dolu, siyasi tartışmaların yaşandığı dönem olarak tarihe geçmiştir. Siyaset kavgasından etkilenen sinema sektörü de adeta iki kutba bölünmüştü. Çekilen filmlerle halka mevcut düzeni sorgulatmaya çalışan sinemacıların yanında, kaliteyi gözetmeyen film yapımcıları, sanata bakmaksızın peş peşe film üretiyorlardı. Erden Kıral ve Yılmaz Güney gibi isimler, toplumu bilinçlendirmeyi amaçlayarak sınıf çatışmaları, adaletsizlik, yoksulluk ve siyasi baskı gibi konulara filmlerinde yer vermiş; birçok kişinin de dikkatini çekmeyi başarmıştır. Bu çekilen filmler, özellikle eleştirel sinema anlayışını geliştirerek halka politik mesajlar vermeyi hedefliyordu. Bunların arasında Yılmaz Güney’in çekmiş olduğu Umut filmi, bu dönemin en çok yankı uyandıran filmlerinden biri olmuştu. Diğer yandan, artan ekonomik zorluklar nedeniyle ticari amaçlı hızla çekilen ve kaliteyi gözetmeyen erotik içerikli filmler çoğalmıştı. Bu tür yapımlar, film sektörünün düşüşüne sebep olmuş, Yeşilçam’ın sanatsal itibarını yok ederek birçok yapım şirketinin genelinde kalite kaybı baş göstermiştir.

6. Salonların Kapatılması ve Video Kuşağı

Türk Sinemasının Dünden Bugüne Tarihsel Gelişimi

1980’de gerçekleşen 12 Eylül Darbesi’yle birlikte sinema sektörü ciddi şekilde düşüşe geçmiştir. Darbeyle beraber birçok film, özellikle toplumu kışkırtan ya da siyasi mesaj içeren yapımlar yasaklanmıştı. Bu tür sansürlerle yayına giremeyen filmler sinema sektörünü derinden etkilemiş; birçok sinema salonunun kapatılmasına neden olmuştu. Darbe sonucu gelen baskılarla film yapamaz hâle gelen şirketler, gelişen teknolojiyle birlikte kaset filmler çekerek gelir elde etmeye çalıştılar. Yeşilçam, bu kaset çalarların popülerliğini görerek doğrudan video kaset pazarı için filmler üretmeye yöneldi. Çekilen bu filmler ise toplumu bilinçlendirmekle ilgisi olmayan, daha sıradan ve çoğunlukla erotik içerikli hikâyelere dayanıyordu. Tam da bu dönemde Arabesk ve dram temalı filmlerin ünü hızla artmış; özellikle ses sanatçılarından İbrahim Tatlıses, Ferdi Tayfur ve Orhan Gencebay’ın başrol aldığı filmler popülerleşmişti. Bu tür kişisel ve duygu dolu hikâyeler seyircinin ilgisini çekmeyi başarmıştı.

7. Sanat Sinemasının Yeniden Doğuşu

Türk Sinemasının Dünden Bugüne Tarihsel Gelişimi

1980’lerde bütçe kaygısıyla hazırlanan kaset videolar ve filmlerden sonra, 90’lı yıllarda yaşanan sanatsal uyanış, Türk sinemasının yeniden yükselmesini sağlamıştı. Gişe sorunlarından kurtulan sanatçılar, özgür ve gerçekçi hikâyelerle izleyicilerin kalplerine dokunmayı başarmaya başladı. Bu dönemin en önemli yönetmen ve senaristleri arasında Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan ve Yeşim Ustaoğlu gibi isimler yer almaktaydı. Yazdıkları etkileyici senaryolarla varoluş sorunlarını ele alarak bireyin iç dünyası, çevreye yabancılaşma ve ahlaki çatışmalar gibi temalar üzerinden izleyicilere derin bir bakış açısı sunuyorlardı. Özellikle Yavuz Turgul imzalı Eşkiya filmi, milyonlarca kişi tarafından izlenerek sanatsal ağırlığı olan yapımların çoğalmasında öncü oldu. Bu dönemde üretilen filmler, büyük stüdyolarda değil, daha küçük alanlarda kişisel çabalar ve kısıtlı bütçelerle çekiliyordu. Buna rağmen dönemin imkanlarıyla çekilen filmler, daha etkileyici senaryolarla Türk sinemasının uluslararası alanda saygınlık kazanmasına yardımcı olmuştur.

8. Gişe Başarıları ve Yeni Arayışlar

Türk Sinemasının Dünden Bugüne Tarihsel Gelişimi

Türkiye sineması, uzun yıllar duraklama yaşasa da 1990 ve 2000 yılları arasında sanatsal senaryolarla tekrardan yükselişe geçmiştir. Özellikle Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz ve Derviş Zaim gibi ustaların video krizi sonrasında kısıtlı bütçeyle hazırladıkları hikâyeler, yaşanan sanat bunalımını büyük ölçüde sona erdirmişti. Tam da bu aralarda Türk sineması farklı konulara yönelerek özellikle komedi ve mizah türünde adeta bir patlama yaratacak filmlerin çekilmesine ön ayak olmuştu. Bunlardan birisi Yılmaz Erdoğan’ın Vizontele filmi olmuş, bu dönemin en iyi mizah filmlerinin başında yer almıştı. Daha sonra Cem Yılmaz ve Şahan Gökbakar’ın çekmiş olduğu filmler, gişelerde rekor üstüne rekor kırarak sinemaları da tıka basa doldurmuştu. Türk sinemasının farklı alanlarda kendisini göstermesiyle, dünden bugüne birçok konuda film üreterek tarihsel gelişimi yükselmeye başlamıştı. Böylece sektör hem sanatsal hem ticari anlamda yeniden güç kazanmış oldu.

9. Uluslararası Başarılar

Türk Sinemasının Dünden Bugüne Tarihsel Gelişimi

Türk sineması ilk uluslararası film ödülünü, 1960 yılında Metin Erksan’ın Susuz Yaz filmi ile almıştır. Toplumsal sorunları ve köy halkının sınıfsal çatışmalarını gerçekçi bir dille anlatmasından dolayı ülkemize Berlin Film Festivali’nde Golden Bear ödülünü kazandırmıştır. 1970’lerde Yılmaz Güney, Şerif Gören ve Zeki Ökten gibi isimlerin yapmış olduğu Sürü ve Yol filmleri Altın Leopar ve Cannes’da Altın Palmiye ödüllerine layık görülmüştü. 2003 yılına gelindiğinde ise, usta yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın bireysel yalnızlık ve iletişimsizlik konularını ele aldığı Uzak filmi Cannes’da Büyük Ödül sahibi oldu. 2008 yılında Yeşim Ustaoğlu’nun Pandora’nın Kutusu filmi Altın Kabuk ödülü almış, Semih Kaplanoğlu da 2010 yılında Bal filmi ile Golden Bear ödülü alarak ülkemizi uluslararası arenada temsil etmişti. Nuri Bilge Ceylan, 2014 yılına gelindiğinde Türk sinemasının uluslararası alandaki yükselişini Kış Uykusu filmi ile tekrardan onurlandırmış, dönemin en prestijli ödülü olan Altın Palmiye’yi almıştır.

10. Dijital Dönüşüm ve Gelecek

Türk Sinemasının Dünden Bugüne Tarihsel Gelişimi

Son yıllarda dijitalleşme ile birlikte sinema sektöründe köklü değişiklikler meydan gelmiştir. Dijital platformların artmasından sonra, daha iyi bütçeler ile çekilen dizi ve filmlerden dolayı sinema filmleri eski popülerliğini kaybetmeye başladı. Bu dönüşümü en belirgin şekilde, Netflix, Hbo max ve Amazon Prime Video gibi abonelik temelli çevrimiçi film ve dizi platformlarında görebiliriz. Kendi arasında rekabet halinde olan bu platformlar, izleyiciye daha fazla içerik sunarak sinemanın da dijital alanda yerini alabileceğini göstermektedir. Ayrıca bir bilet fiyatına sunulan aylık aboneliklerin ucuz olması da izleyicileri daha çok dijital dünyaya çekmektedir. Türk yapımlarını da etkileyen yerel platformlardan PuhuTV, 2022 verilerine göre Türkiye’de en çok tercih edilen dijital platformlardan biri olmuştur. Bu teknolojik gelişmelerin gelecekte sinemanın varlığını nasıl şekillendireceği tam olarak tahmin edilemese de alanını sürekli genişleteceği ve izleyiciye yeni tüketim mekanizmaları sunacağı kesindir.

  • 27
    alk_lad_m
    Alkışladım
  • 11
    be_endim
    Beğendim
  • 0
    e_lendim
    Eğlendim
  • 5
    destekledim
    Destekledim